Engellilik, bireyin fiziksel,
zihinsel veya duyusal yetilerindeki kayıplar nedeniyle toplumsal yaşama eşit
katılımının kısıtlanmasıyla ortaya çıkan, tıbbi olduğu kadar çevresel ve sosyal
faktörlerle şekillenen dinamik bir durumdur. Dünya genelinde engellilik kavramı
tıbbi modelden sosyal modele dönüşmüşş; Birleşmiş Milletler’in 1971’den
itibaren yayımladığı bildirgeler ve 2006 tarihli Engelli Hakları Sözleşmesi bu
yaklaşımı güçlendirmiştir. Türkiye’de engellilikle ilgili yasal çerçeve
özellikle 2005 tarihli 5378 sayılı Kanun ile şekillenmiş; eğitim, sağlık,
istihdam, erişilebilirlik ve rehabilitasyon alanlarında devletin sorumlulukları
tanımlanmıştır. Engellilik oranının belirlenmesi uluslararası ölçütlere dayalı,
multidisipliner değerlendirmeyi esas alan yönetmeliklerle yürütülür. Tarihsel
süreçte Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, Maluliyet ve Çalışma Gücü Kaybı
Yönetmelikleri gibi düzenlemeler kullanılmış; güncel olarak 2019’da yürürlüğe
giren Erişkinler İçin Engellilik ve ÇÖZGER Yönetmelikleri uygulanmaktadır.
Ayrıca AMA kılavuzu dünya genelinde yaygın bir değerlendirme yöntemidir.
Mevzuatın etkinliği, düzenlemelerin sahada uygulanması, güncellenmesi ve
hekimlerin etik–bilimsel sorumluluklarını yerine getirmesiyle mümkündür.
Engelli bireylerin onurlu, bağımsız ve eşit yaşam hakkı için toplumsal
farkındalık ve erişilebilirlik temel önem taşımaktadır.
Atıf Sayısı :