Tek hücreden köken alan kontrolsüz hücre çoğalması olarak
tanımladığımız kanserin 2040 yılına kadar %47 oranında artması öngörülürken,
kanseri başlatan ve ilerleten mekanizmalar hala yoğun şekilde
araştırılmaktadır. Kanserin biyolojik süreçleri, tanının zamanlaması, klinik
karar verme süreçlerinde tedavide doğrudan rol oynar. Ve bu sürece dahil olan
genler, proteinler, mRNA’lar, miRNA’lar ve metabolitlerin kanser prognozuna
etkilerini belirlemek için in vitro ve in vivo modeller kullanılmaktadır. İn
vitro modeller hücresel düzeyde önemli bilgiler sağlasa da immün sistem ve doku
mikroçevre etkileşimlerini yansıtmakta sınırlıdır. İn vivo modeller ise immün
yanıt, anjiyogenez ve metastaz gibi biyolojik süreçlerin incelenmesini sağlar.
Spontan, indüklenmiş ve transplantasyon temelli modeller, in vivo kanser
araştırmalarında kullanılan yaklaşımlar arasındadır. Ek olarak genetik olarak
modifiye edilmiş hayvan modelleri, hedeflenmiş genlerin kontrolüyle
karsinogenez mekanizmaların daha ayrıntılı incelenmesini sağlar. Organoidler
tümör heterojenliğini koruyan üç boyutlu modeller sunarken; yapay zekâ
yaklaşımları deneysel stratejilerin güncellenmesine, nanoteknoloji ise
moleküler süreçlerin in vivo izlenmesini sağlayarak modern kanser
araştırmalarını farklı bir boyuta taşımıştır. Deneysel modelleme yaklaşımları,
kanser biyolojisine yönelik anlayışımızı derinleştirerek araştırmalara yeni bir
perspektif kazandırmakta ve hastalığın karmaşık yapısının daha net biçimde
aydınlatılmasını mümkün kılmaktadır. Bu bölümde, söz konusu deneysel modellerin
temel özellikleri ile translasyonel onkoloji açısından güçlü ve sınırlı yönleri
ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Atıf Sayısı :