Bir zamanlar nadir olduğu
düşünülen Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), günümüzde zihinsel engellilik ve
serebral palsi vakalarının toplamından daha sık teşhis edilmektedir.
Klinisyenlerin OSB tanısı koyma eşiğinde zaman içinde bir değişim olmuş, daha
az belirgin ve daha hafif semptomlara sahip bireyler de tanı almaya
başlamıştır. Ancak, bu artışın yalnızca tanı kriterlerindeki değişikliklerden
mi yoksa çevresel veya genetik faktörlerden mi kaynaklandığı henüz net
değildir. OSB’nin temel özellikleri; sosyal iletişim ve etkileşimdeki
eksiklikler; sınırlı, esnek olmayan ve tekrarlayıcı ilgi alanları ve davranış
kalıplarıdır. Bununla birlikte, ilişkili bilişsel ve davranışsal faktörler ile
tıbbi ve ruhsal hastalıklar da işlevsel bozukluğa önemli ölçüde katkıda bulunur.
OSB, klinik olarak tanımlanan ve teşhis edilen bir durumdur; tanıyı destekleyen
belirli biyolojik belirteçler bulunmamaktadır. OSB’nin genetik yapısını
anlamada önemli ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, altta yatan biyolojik
mekanizmaların tam olarak açıklanması ve bilimsel keşiflerin klinik
uygulamalara dönüştürülmesi hâlâ büyük zorluklar içermektedir. Araştırmalar,
OSB’ li çocukların bireyselleştirilmiş, değerlendirmeye dayalı psikososyal ve
tıbbi müdahalelerden büyük ölçüde fayda sağladığını göstermektedir. Bu
müdahaleler, uyum becerilerini geliştirmeye, öğrenme, yaşam kalitesi ve
bağımsız işlevselliği olumsuz etkileyen uygunsuz davranışları, duygusal
durumları ve tıbbi koşulları azaltmaya odaklanmaktadır. Bu yazıda otizmin
yıllar içinde değişkenlik gösteren sürecini yazarak literatüre katkıda
bulunmayı amaçladık.
Atıf Sayısı :