Bu bölümde, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve
epilepsi birlikteliği incelenmektedir. Epilepsi, anormal nöronal deşarjlar
sonucunda oluşan ve tekrarlayan nöbetlerin görüldüğü sık rastlanan nörolojik
bir hastalıktır. OSB ise sosyal iletişimde bozulma ve tekrarlayıcı
davranışlarla karakterize olan nörogelişimsel bozukluktur. Bölüm, her iki
durumun prevalansı, insidansı ve risk faktörlerini ele alarak, bu durumların
birlikteliğinin özellikle entelektüel yetersizlikle ilişkili olarak sık
görüldüğünü vurgulamaktadır. Epilepsi prevalansı, genel popülasyonda %1 iken,
OSB’li bireylerde %6 ila %30 arasında değişmektedir. Epilepsi gelişimi için üç
ana risk faktörü tanımlanmıştır. Bunlar yaş, bilişsel yetenek ve dil bozukluğu
derecesidir. OSB’li ergenler ve genç yetişkinlerde epilepsi prevalansı daha
yüksektir ve bilişsel yetenek ile epilepsi riski ters orantılıdır. Ayrıca, ağır
dil bozuklukları olan hastalar epilepsi açısından daha yüksek risk altındadır. OSB’li hastalarda epilepsi tanısı koymak zordur çünkü
semptomlar örtüşebilir ve Elektoensefalografi (EEG) anormallikleri yaygındır.
EEG’lerde interiktal epileptiform deşarjlar (IED) sıkça kaydedilir ve bu durum
epilepsi tanısını zorlaştırır. OSB’li çocuklarda epilepsi ve EEG
anormalliklerinin yaygınlığı, nörobiyolojik temellerin ortak olabileceğini
düşündürmektedir. Epilepsi ve OSB’nin birlikte görülmesi, genetik, yapısal ve
metabolik faktörlerin rol oynadığı karmaşık bir etiyolojiye işaret eder. Otistik gerileme, OSB’li çocukların %30’unda görülür
ve bu durum; dil, davranış ve sosyal iletişim becerilerinin kaybı veya ciddi
bozulması olarak tanımlanır. Bu gerileme, bazı epilepsi sendromları ile
ilişkilendirilebilir. Epileptik ensefalopati ve sürekli uyku sırasında diken ve
dalgalar (EE-CSWS) veya Landau-Kleffner sendromu (LKS) gibi sendromlar, otistik
gerileme ile benzerlikler gösterebilir. Ancak, epileptik anormalliklerin ve
epilepsinin otistik gerilemeye katkıda bulunup bulunmadığı tartışmalıdır. Bu bölümde ayrıca, OSB ve epilepsi birlikteliğinin
klinik uygulamalarda tanı ve tedavi süreçlerini nasıl etkilediğini
tartışılmaktadır. Erken tanı ve müdahale, etkilenen bireylerin yaşam kalitesini
artırabilir. Klinik uygulamada, OSB’li hastalarda epilepsi tanısı koymak için
dikkatli klinik değerlendirme ve EEG kayıtlarının doğru yorumlanması önemlidir.
Epilepsi tanısı doğrulandığında, uygun antiepileptik ilaçların seçimi ve tedavi
sürecinin yönetimi kritik öneme sahiptir. Sonuç olarak, OSB ve epilepsi birlikteliği, karmaşık
ve çok yönlü bir ilişkiye sahiptir. Bu iki durumun birlikte görülmesi,
nörogelişimsel ve nörolojik bozuklukların anlaşılmasında önemli ipuçları sunar.
Bu birlikteliğin altında yatan mekanizmaları daha iyi anlamak ve daha etkili
tedavi yöntemleri geliştirmek için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bu kitabın bölümleri bulunmamaktadır.
Atıf Sayısı :