Yenidoğanlarda ağrı, geçmişte sanılanın
aksine, nörolojik immatürite nedeniyle algılanamayan bir durum değildir. Güncel
kanıtlar, fetüste nosiseptif yolların gebeliğin 24–25. haftalarında işlevsel
hale geldiğini ve yenidoğanların ağrılı uyaranlara fizyolojik, hormonal ve
davranışsal yanıtlar verdiğini göstermektedir. Yenidoğan yoğun bakım
ünitelerinde izlenen prematüre bebekler, tanı ve tedavi amacıyla çok sayıda
ağrılı girişimle karşılaşmakta; tekrarlayan ağrı deneyimleri
kardiyorespiratuvar instabilite, nörogelişimsel bozukluklar, davranışsal
sorunlar ve uzun dönem ağrı duyarlılığında değişikliklere yol açabilmektedir.
Bu nedenle ağrının düzenli olarak değerlendirilmesi ve etkin biçimde yönetilmesi,
nörogelişimsel bakımın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ağrı değerlendirmesinde
davranışsal ve fizyolojik göstergeler birlikte kullanılmalı; PIPP-R, NIPS,
N-PASS ve COMFORTneo gibi geçerli ölçeklerle rutin izlem yapılmalıdır. Ağrı
yönetiminde öncelik, gereksiz ağrılı girişimlerin azaltılması ve kanıta dayalı
nonfarmakolojik yöntemlerin uygulanmasıdır. Anne sütü, emzirme, ten tene temas,
kanguru bakımı, oral sukroz veya glukoz, nonnutritif emme ve kundaklama gibi
uygulamalar hafif ve orta dereceli girişimlerde etkili yöntemlerdir. Şiddetli
ağrı oluşturan durumlarda ise lokal anestezikler ve uygun analjezik ilaçlar
dikkatli biçimde kullanılmalıdır. Multimodal, bireyselleştirilmiş ve aile
merkezli yaklaşımlar, yenidoğanlarda ağrı kontrolünün etkinliğini artırırken
gereksiz sedasyon ve ilaç kullanımını azaltmaktadır.
Bu kitabın bölümleri bulunmamaktadır.
Atıf Sayısı :