Moderniteden Postmoderniteye Geçiş Ekseninde Planlama Yaklaşımları
Anahtar Kelimeler
Modernite; akılcılık, ilerleme, düzen ve evrensel bilgi
arayışıyla toplumsal yaşamı yeniden biçimlendiren bir dönemdir. Modernizm ise
bu düşünsel zemini kentlerin planlanmasına, mimariye ve mekânsal düzene aktaran
temel ideolojidir. Modernist planlama; bütüncül, rasyonel, merkeziyetçi ve
bilim temelli bir anlayışla toplumsal refah ve düzeni hedefler. Buna karşın
postmodernite, bu kesinliklere ve tekil doğrulara karşı çıkarak; çoğulculuğu,
yerelliği, farklılıkları ve belirsizliği ön plana çıkarır. Bu doğrultuda
postmodern planlama; esneklik, katılım, yerel doku ve çok merkezlilik
ilkeleriyle modernist paradigmanın sınırlılıklarını sorgular. Bu kuramsal gerilim, planlama disiplinini 20. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren modernist akılcı-kapsamlı modelden uzaklaştırarak
iletişimsel, çoğulcu ve güç odaklı yaklaşımlara yöneltmiştir. Söz konusu
dönüşüm, planlamayı yalnızca teknik bir karar süreci olarak gören anlayışı terk
edip; onu sosyal olarak inşa edilen, politik ve söylemsel bir süreç olarak kavrayan
yeni bir bakış açısını temsil eder. Bu değişimin planlama literatüründeki en belirgin
temsilcileri Patsy Healey, Judith Innes, Leonie Sandercock, Phil Allmendinger
ve Bent Flyvbjerg gibi isimlerdir. Bu yaklaşım, geniş bir epistemolojik zeminde
Jürgen Habermas, Michel Foucault, Jean-François Lyotard ve David Harvey gibi
düşünürlerin kuramsal mirası üzerine inşa edilmiştir. Günümüzde postmodernizm
planlama kuramında güncelliğini yitirmiş gibi görünse de, modernitenin mirası
ile postmodern eleştiriler arasındaki bu temel çatışma, kentlerin biçimlenişinde
ve planlama düşüncesinde hâlâ belirleyici bir rol oynamaya devam etmektedir.
Atıf Sayısı :